Bugün tarlada kullandığımız buğday, mercimek ya da nohut, binlerce yıl önce Anadolu ve çevresinde yaşayan toplulukların yabani bitkileri seçip ekmeye başlamasıyla bugünkü hâline geldi. Anadolu, insanlığın avcı-toplayıcılıktan yerleşik çiftçiliğe geçtiği bölgelerden biri. Aynı topraklarda Hititlerden Urartulara, Selçuklulardan Osmanlılara ve Cumhuriyet’e kadar her dönem tarımı kendi koşullarına göre yeniden düzenledi.
Bu rehberde Bereketli Hilal’de tarımın nasıl başladığını, Göbeklitepe, Çayönü ve Çatalhöyük gibi yerleşimlerin bu süreçteki yerini, buğdayın evcilleştirilmesi ve siyez (einkorn) buğdayının hikâyesini anlatıyoruz. Ardından Hitit ve Urartu dönemine, Selçuklu ve Osmanlı toprak düzenine kısaca değiniyor, Cumhuriyet döneminde kurulan tarım kurumlarını ve bugün bu mirası koruyan Ulusal Gen Bankası çalışmalarını ele alıyoruz.
İçindekiler
- Bereketli Hilal ve Tarımın Doğuşu
- Göbeklitepe, Çayönü ve Çatalhöyük: Avcılıktan Köy Yaşamına
- Karacadağ ve Siyez: Buğdayın Evcilleştirilmesi
- Hititler, Urartular ve Antik Çağda Tarım
- Selçuklu ve Osmanlı Döneminde Toprak ve Tarım
- Cumhuriyet Döneminde Tarımın Yeniden Kuruluşu
- Ulusal Gen Bankası: Geçmişin Tohumlarını Geleceğe Taşımak
- Sık Sorulan Sorular
- İlgili Rehberler
Bereketli Hilal ve Tarımın Doğuşu
“Bereketli Hilal”, Basra Körfezi’nden Dicle ve Fırat vadileri boyunca kuzeye uzanan, Güneydoğu Anadolu’dan geçip Doğu Akdeniz kıyısına inen yay biçimli bölgeye verilen addır. Bu kuşakta yabani buğday, arpa, mercimek, nohut ve keten gibi bitkiler doğal olarak yetişiyordu. Yabani koyun, keçi, sığır ve domuz da aynı bölgede yaşıyordu. Bu zenginlik, insanların bitki ve hayvanları zamanla kendi denetimleri altına almalarına zemin hazırladı.
Arkeologlar bu büyük dönüşüme Neolitik dönem ya da “Neolitik devrim” adını verir. Ancak bu geçiş bir anda olmadı. Önce yabani tahıllar toplandı, sonra en verimli ve başakları dökülmeyen bitkilerin tohumları saklanıp yeniden ekildi. Yüzyıllar içinde bu seçim, bugün tanıdığımız kültür bitkilerini ortaya çıkardı. UNESCO’nun Göbeklitepe sayfasında da Yukarı Mezopotamya’nın dünyanın en eski çiftçi topluluklarının ortaya çıktığı bölge olduğu vurgulanır.
Göbeklitepe, Çayönü ve Çatalhöyük: Avcılıktan Köy Yaşamına
Göbeklitepe
Şanlıurfa yakınlarındaki Göbeklitepe, 2018 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girdi. UNESCO’ya göre buradaki anıtsal yapılar Çanak Çömleksiz Neolitik dönemde, MÖ 9600 ile 8200 yılları arasında inşa edildi. Yapıların en çarpıcı öğesi, bazıları 5,5 metreye ulaşan, üzerinde hayvan kabartmaları bulunan T biçimli kireçtaşı dikilitaşlardır.
Göbeklitepe’yi önemli kılan, bu yapıları henüz tam anlamıyla çiftçi olmayan avcı-toplayıcı toplulukların yapmış olmasıdır. UNESCO, alanı avcı-toplayıcı yaşamdan ilk çiftçi topluluklarına geçişle ilişkilendirir. Bu kadar büyük bir yapıyı inşa etmek için çok sayıda insanın bir araya gelmesi ve beslenmesi gerekiyordu. Bu durum, yabani tahılların yoğun biçimde toplanmasının ve sonunda ekilmesinin önemli bir itici gücü olarak tartışılır. Son kazılarda konut işlevli yapı kalıntılarının da bulunması, alanın yalnızca bir tören merkezi olmadığını düşündürür.
Çayönü
Diyarbakır’ın Ergani ilçesindeki Çayönü, Dicle havzasında yer alan ve Neolitik dönemin en iyi incelenmiş köy yerleşimlerinden biridir. Burada uzun süre boyunca kesintisiz yaşandığını gösteren katmanlar, insanların yabani bitki toplamaktan tarıma ve yabani hayvan avcılığından hayvan yetiştiriciliğine nasıl geçtiğini adım adım izlemeye olanak tanır. Çayönü, aynı zamanda Karacadağ’a yakınlığı nedeniyle buğdayın evcilleştirilmesi tartışmalarında sıkça anılır.
Çatalhöyük
Konya Ovası’ndaki Çatalhöyük, 2012 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. UNESCO’ya göre doğu höyükte MÖ 7400 ile 6200 arasına tarihlenen on sekiz Neolitik yerleşim katı bulunur. Batı höyükte ise yaşam yaklaşık MÖ 6200 ile 5200 arasında, Kalkolitik dönemde sürmüştür. UNESCO, alanı insanların yerleşik yaşama ve tarıma erken uyumunun eşsiz bir tanığı olarak tanımlar. Orta Anadolu’daki ilk tarım köylerinin yüzyıllar içinde kent benzeri büyük yerleşimlere dönüşmesi, Çatalhöyük’te açıkça izlenebilir.
Karacadağ ve Siyez: Buğdayın Evcilleştirilmesi

Fotoğraf: Sten Porse, Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0
Buğday, Anadolu’nun insanlığa kazandırdığı en önemli kültür bitkilerinden biridir. Diyarbakır ile Şanlıurfa arasında yükselen sönmüş bir volkan olan Karacadağ ve çevresi, yabani buğday türlerinin doğal olarak yetiştiği alanlardandır. Yabani ve kültür buğdaylarını karşılaştıran genetik araştırmalar, ilk evcilleştirilen buğdaylardan biri olan siyez (einkorn, Triticum monococcum) buğdayının kökenini bu bölgeye bağlar. Göbeklitepe ve Çayönü’nün aynı coğrafyada bulunması bu nedenle tesadüf sayılmaz.
Evcilleştirme sürecinde en kritik değişiklik başakla ilgilidir. Yabani buğdayın başağı olgunlaşınca dağılır ve taneler yere dökülür. Bu, bitkinin kendini yaymasını sağlar ama hasadı zorlaştırır. İnsanlar, başağı dağılmayan bitkilerin tanelerini daha kolay topladığı için bu bitkiler bilinçli ya da bilinçsiz biçimde seçildi. Zamanla daha iri taneli, daha düzenli olgunlaşan ve hasatta dökülmeyen buğdaylar ortaya çıktı.
Siyez, kabuğuna sıkıca yapışık taneleri, düşük verimi ve zorlu koşullara dayanıklılığıyla bugün de bazı yörelerde yetiştirilen yaşayan bir mirastır. Özellikle Kastamonu ve çevresinde siyez bulguru ve unu yöresel ürün olarak değer görür. Siyezin yanında, yine Bereketli Hilal’de evcilleştirilen gernik (emmer) buğdayı, makarnalık ve ekmeklik buğdayların atalarından biridir. Arpa, mercimek, nohut, bezelye, burçak ve keten de bu bölgenin ilk kültür bitkileri arasında sayılır.
Hititler, Urartular ve Antik Çağda Tarım
Hititler
MÖ 2. binyılda Orta Anadolu’da güçlü bir devlet kuran Hititler, ekonomilerini büyük ölçüde tarım ve hayvancılığa dayandırdı. Başkentleri Hattuşa (Çorum, Boğazköy), 1986’dan beri UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndedir. Hitit belgelerinde tarla, bağ ve bahçelerden, tahıl depolarından ve toprakla ilgili hukuki düzenlemelerden söz edilmesi, tarımın devlet yönetiminin merkezinde olduğunu gösterir. Büyük tahıl depoları, kıtlık dönemlerine karşı ürün saklamanın ne kadar önemsendiğini ortaya koyar.
Urartular ve sulama kanalları
Van Gölü havzasında kurulan Urartu Krallığı, UNESCO’nun Geçici Listesi’ndeki “Tuşpa/Van Kalesi” sayfasına göre MÖ 9. ile 6. yüzyıllar arasında hüküm sürdü ve başkenti Tuşpa’ydı. Aynı kaynak, Van çevresinin bölgenin en verimli toprakları olduğunu ve yerleşimin Erken Tunç Çağı’ndan 20. yüzyıla kadar bu nedenle sürdüğünü belirtir.
Urartular, yüksek ve kurak doğu yaylalarında tarım yapabilmek için baraj, gölet ve kanallardan oluşan gelişmiş sulama sistemleri kurmalarıyla tanınır. Bunların en bilineni, Kral Menua dönemine ait olduğu kabul edilen ve halk arasında Şamram Kanalı olarak anılan kanaldır. Kaynak sularını uzak mesafelerden Van ovasına taşıyan bu kanalın bazı bölümlerinin günümüzde de su iletmesi, Urartu mühendisliğinin kalıcılığını gösterir.
Antik dönem ve bahçe kültürü
Frigler, Lidyalılar ve ardından Helenistik ve Roma dönemlerinde Anadolu; tahıl, zeytinyağı, şarap ve yün üretimiyle Akdeniz dünyasının önemli bir tarım bölgesi oldu. Bu sürekliliğin güzel bir örneği Diyarbakır’daki Hevsel Bahçeleridir. 2015’te Diyarbakır Kalesi ile birlikte UNESCO listesine giren bahçeler, UNESCO’nun tanımıyla kent ile Dicle Nehri arasında, kenti besin ve suyla besleyen yeşil bir bağlantıdır ve bu işlevini bugün de sürdürmektedir.
Selçuklu ve Osmanlı Döneminde Toprak ve Tarım
Anadolu Selçukluları döneminde tarım, ticaret yollarının ve kervansarayların canlandırdığı bir ekonomi içinde gelişti. Selçuklular, toprağın gelirini askerî ve idari görevlere bağlayan ikta sistemini uyguladı. Vakıflar ise köprü, han, çeşme ve su yolları gibi kırsal yaşamı destekleyen yapıların yapımında ve bakımında önemli rol oynadı.
Osmanlı Devleti bu mirası tımar sistemi ile geliştirdi. Tarım arazilerinin büyük bölümü devlete ait sayılan “miri arazi” statüsündeydi. Köylü toprağı işleme hakkına sahipti ve ürettiği üründen vergi öderdi. Bu verginin toplanma hakkı, karşılığında asker yetiştiren tımarlı sipahilere verilirdi. Böylece hem toprağın boş kalmaması hem de ordunun beslenmesi güvenceye alınıyordu. Vakıflar da Osmanlı döneminde birçok köyün, değirmenin ve sulama tesisinin gelirini hayır işlerine ayırarak kırsal ekonominin önemli bir parçası oldu.
Osmanlı döneminde ordunun ve sarayın ihtiyaçları için atların yetiştirildiği haralar da kuruldu. TİGEM’in tarihçesinde, bu haraların arazilerinin bir dönem 3–4 milyon dekara ulaştığı, devletin zayıflamasıyla 450 bin dekar civarına gerilediği belirtilir.
Modern tarım kredisinin temeli de bu dönemde atıldı. Ziraat Bankası’nın tarihçesine göre Mithat Paşa, 1863’te Pirot’ta çiftçiye uygun koşullarla kredi vermek amacıyla Memleket Sandıklarını kurdu. 1867’de yürürlüğe giren nizamname ile sandıklar ülke geneline yayıldı, 1883’te yerlerini Menafi Sandıkları aldı. 15 Ağustos 1888‘de ise Menafi Sandıkları’nın yerine Ziraat Bankası resmen kuruldu.
Cumhuriyet Döneminde Tarımın Yeniden Kuruluşu
Uzun savaş yıllarından çıkan Türkiye’de nüfusun büyük çoğunluğu köylerde yaşıyor ve geçimini tarımdan sağlıyordu. Bu nedenle genç Cumhuriyet, tarımı kalkınmanın temeli olarak gördü ve kısa sürede yeni kurumlar kurdu.
Bakanlık ve Ziraat Bankası
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın bakanlar listesinde, Tarım Bakanlığı başlığı altındaki ilk bakan olarak 6 Mart 1924’te göreve başlayan Zekai Apaydın yer alır. Ziraat Bankası da Cumhuriyet’in tarım politikasının en önemli aracı oldu. Bankanın tarihçesine göre 1923’te şube ve sandık sayısı 110’dan 300’e çıkarıldı. 1924’te banka anonim ortaklık hâline getirildi, 1937’de ise kısmi idari özerkliğe sahip bir iktisadi devlet kuruluşu oldu.
Yüksek Ziraat Enstitüsü (1933)
Tarımı bilimsel temellere oturtmak için Ankara’da Yüksek Ziraat Enstitüsü kuruldu ve 1933’te eğitime başladı. Ziraat, veteriner, orman ve doğa bilimleri gibi alanları bir arada toplayan enstitü, Türkiye’nin ilk ziraat mühendislerini ve tarım araştırmacılarını yetiştirdi. Enstitünün ziraat bölümü daha sonra Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin temelini oluşturdu.
Birinci Köy ve Ziraat Kongresi
1938’de Ankara’da toplanan Birinci Köy ve Ziraat Kongresi, köylünün topraklandırılması, tarımsal kredi, kooperatifçilik, tarım eğitimi ve köy kalkınması gibi konuları ilk kez geniş katılımla ele aldı. Kongrede tartışılan fikirler, sonraki yıllarda hazırlanan toprak ve köy kalkınması politikalarına yön verdi.
Devlet üretme çiftliklerinden TİGEM’e
TİGEM’in tarihçesine göre 1937’de, olağanüstü durumlarda halkın beslenmesini güvenceye almak amacıyla hazine arazilerinde Zirai Kombineler kuruldu. Atatürk’ün farklı tarihlerde hazineye bağışladığı çiftlikler ise modern tarım tekniklerini yaymak, tarımsal sanayiyi geliştirmek ve çiftçiye örnek olmak amacıyla Devlet Ziraat İşletmeleri’ni oluşturdu. 1950’de bu iki yapı Devlet Üretme Çiftlikleri adı altında birleştirildi. 1984’te haralar ve inekhanelerle tek çatı altında toplanarak Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) kuruldu, 1994’te ise kurum İktisadi Devlet Teşekkülü statüsü kazandı. TİGEM bugün asıl olarak sertifikalı tohum ve damızlık hayvan üretip dağıtmaktadır.
Traktörleşme (1950’ler)
1950’li yıllar, Türk tarımında makineleşmenin hızlandığı bir dönem oldu. Dış yardımlar ve kredi olanaklarıyla ülkeye çok sayıda traktör girdi. Böylece ekili alanlar hızla genişledi, özellikle İç Anadolu’da daha önce mera olarak kullanılan geniş alanlar tahıl tarımına açıldı. Makineleşme verimi artırdı ve iş gücü ihtiyacını azalttı. Bunun bir sonucu olarak kırsaldan kentlere göç de hız kazandı.
Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP)
Tarımın doğduğu topraklarda sulu tarımı yaygınlaştırmayı amaçlayan GAP, GAP Bölge Kalkınma İdaresi’nin tanımıyla Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı ve maliyetli projesidir. Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Şanlıurfa, Siirt ve Şırnak olmak üzere dokuz ili kapsar. Fırat ve Dicle üzerindeki barajlar ve sulama kanallarıyla Harran Ovası gibi alanlar sulu tarıma açılmıştır. Proje, binlerce yıl önce yabani buğdayın evcilleştirildiği bölgeyi yeniden Türkiye’nin önemli tarım merkezlerinden biri hâline getirmiştir. Güncel sulama ve yatırım verileri için GAP İdaresi ile DSİ’nin duyuruları takip edilebilir.
Ulusal Gen Bankası: Geçmişin Tohumlarını Geleceğe Taşımak
Anadolu, binlerce yıllık tarım geçmişi sayesinde birçok kültür bitkisinin yabani akrabalarına ve yerel çeşitlerine ev sahipliği yapar. Bu genetik zenginliği korumak için Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı kurumlarda gen bankaları kurulmuştur.
Bakanlığa bağlı Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nün (İzmir) tanıtım sayfasında belirtildiğine göre, enstitü bünyesindeki Ulusal Tohum Gen Bankası 1964’te kurulmuştur ve dünyanın ilk gen bankalarından biridir. Gen bankası 1970’lerin başından beri uluslararası standartlarda çalışmaktadır. 1977’den beri ise ulusal Bitki Genetik Kaynakları Araştırma Projesi yürütülmektedir. Bitki genetik kaynaklarının toplanması, korunması ve kullanılmasına ilişkin yönetmelik, 15 Ağustos 1992 tarihli ve 21316 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Enstitü sayfasına göre bu gen bankasında 3.339 türe ait 55.000’den fazla tohum örneği saklanmaktadır. Sayfada bu rakam için bir tarih verilmediğinden güncel sayılar enstitüden öğrenilebilir. Örnekler orta ve uzun süreli saklama için iki ayrı set hâlinde tutulur, güvenlik yedekleri ise Ankara’da Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü bünyesindeki Türkiye Tohum Gen Bankası‘nda korunur. Örnekler yalnızca araştırma amacıyla ve sınırlı miktarda paylaşılır, ticari amaçla dağıtılmaz.
Siyez gibi eski buğdaylar, yerel nohut ve mercimek çeşitleri ya da yabani akrabalar, kuraklığa ve hastalıklara dayanıklı yeni çeşitler geliştirmek için ıslahçıların başvurduğu en değerli kaynaklardır. Kısacası Göbeklitepe çağında başlayan bitki seçimi, bugün gen bankalarında ve araştırma enstitülerinde bilimsel yöntemlerle sürmektedir.
Sık Sorulan Sorular
Tarım ilk kez Anadolu’da mı başladı?
Tarım tek bir noktada değil, Güneydoğu Anadolu’yu da içine alan Bereketli Hilal’de, birbirine yakın birçok yerleşimde aşamalı olarak başladı. UNESCO, Göbeklitepe’nin de bulunduğu Yukarı Mezopotamya’yı dünyanın en eski çiftçi topluluklarının ortaya çıktığı bölge olarak tanımlar. Karacadağ çevresi ise ilk evcil buğdaylardan siyezin kökeniyle ilişkilendirilir.
Siyez buğdayı ile bugünkü ekmeklik buğday arasındaki fark nedir?
Siyez (einkorn), ilk evcilleştirilen buğdaylardan biridir. Tanesi kabuğuna sıkıca yapışıktır, verimi düşüktür ama zorlu koşullara dayanıklıdır. Bugünkü ekmeklik buğday ise evcilleştirmeden sonra farklı buğday türlerinin doğal yoldan melezlenmesiyle oluşmuştur. Daha verimlidir ve kolay harmanlanır.
TİGEM ile eski Devlet Üretme Çiftlikleri aynı kurum mu?
TİGEM, Devlet Üretme Çiftlikleri’nin devamıdır. 1950’de Zirai Kombineler ile Devlet Ziraat İşletmeleri birleştirilerek Devlet Üretme Çiftlikleri kuruldu. 1984’te bu çiftlikler haralar ve inekhanelerle birleştirilerek TİGEM adını aldı. Kurum bugün sertifikalı tohum ve damızlık hayvan üretimini sürdürmektedir.
İlgili Rehberler
Kaynaklar
- UNESCO Dünya Mirası Merkezi: Göbekli Tepe
- UNESCO Dünya Mirası Merkezi: Neolithic Site of Çatalhöyük
- UNESCO Dünya Mirası Merkezi, Geçici Liste: Tushpa/Van Fortress, the Mound and the Old City of Van
- UNESCO Dünya Mirası Merkezi: Diyarbakır Fortress and Hevsel Gardens Cultural Landscape
- UNESCO Dünya Mirası Merkezi: Türkiye sayfası
- Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM): Tarihimiz
- T.C. Ziraat Bankası: Bankamız Tarihçesi
- T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı: Bakanlarımız Listesi
- T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı, Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü: Ulusal Tohum Gen Bankası
- T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı, Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü: Tarihçe
- GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı: GAP Nedir?
Kapak fotoğrafı: Göbeklitepe’nin güney kazı alanı, Şanlıurfa. Fotoğraf: Creator:Rolfcosar, Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0
Bu rehber genel bilgilendirme amaçlıdır. Bölgenize ve işletmenize özel öneriler için İl/İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünüze başvurunuz.



