TÜRKİYE TARIMI İÇİN BİLGİ VE EĞİTİM
Toprakta oyuntu (hendek) erozyonu

Toprak Erozyonu ve Toprak Koruma: Nedenleri ve Tarlada Alınacak Önlemler

Toprak, tarımın sermayesidir ve bu sermaye sanıldığından çok daha yavaş oluşur. Birkaç santimetrelik verimli üst toprağın meydana gelmesi yüzyıllar sürerken, yanlış yönde yapılan tek bir sürüm ya da ardından gelen sağanak bu birikimin önemli bir kısmını tarladan alıp götürebilir. Toprak erozyonu, Türkiye gibi eğimli arazisi fazla, yağışı düzensiz ve organik maddesi düşük topraklara sahip ülkelerde verim kaybının en sessiz ama en kalıcı nedenlerinden biridir.

Bu rehberde erozyonun ne olduğunu, su ve rüzgâr erozyonunun farklarını, Türkiye’deki boyutunu resmî verilerle ele alıyoruz. Ardından erozyonu hızlandıran tarım uygulamalarını, tarlada alınabilecek pratik önlemleri, organik maddenin rolünü, tuzlulaşma ve çoraklık sorununu ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun üreticiyi ilgilendiren yönlerini kısaca özetliyoruz.

İçindekiler
  1. Toprak Erozyonu Nedir?
  2. Türkiye’de Erozyonun Boyutu
  3. Erozyonu Hızlandıran Başlıca Nedenler
  4. Tarım Arazisinde Erozyona Karşı Alınacak Önlemler
  5. Organik Madde: Toprağın Kalkanı
  6. Toprak Tuzlulaşması ve Çoraklık
  7. 5403 Sayılı Kanun ve Üreticinin Sorumlulukları
  8. Sık Sorulan Sorular
  9. İlgili Rehberler

Toprak Erozyonu Nedir?

Erozyon, toprağın en üstteki, organik madde ve besin elementlerince en zengin katmanının su ya da rüzgâr etkisiyle yerinden koparılıp taşınmasıdır. Doğada belirli ölçüde erozyon her zaman vardır; sorun, atmosfer, toprak, bitki ve su arasındaki doğal denge bozulduğunda başlar. Bitki örtüsü azaldığında, toprak çıplak kaldığında ya da yanlış işlendiğinde taşınma hızı toprak oluşum hızını kat kat aşar.

Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü’nün (ÇEM) 2020 tarihli Toprak Erozyonu Kontrol Stratejileri yayınında aktarılan araştırmalara göre 1 cm üst toprağın oluşması 100 ile 400 yıl sürebilir. Aynı yayında, Türkiye’de toprak kayıp hızının toprak oluşum hızının yaklaşık 48 katı olduğu belirtilir. İşlenen ya da aşırı otlatılan alanlarda erozyonun doğal düzeyin 100 ila 1.000 katına çıkabildiği de vurgulanır.

Su Erozyonu

Türkiye’de en yaygın erozyon türüdür. Yağmur damlaları çıplak toprağa çarparak kümeleri parçalar, ardından yüzeyde akan su gevşeyen parçacıkları taşır. Süreç önce fark edilmeyen yüzeysel (tabaka) erozyon olarak başlar, sonra küçük oluklara, en sonunda da derin sel oyuntularına dönüşür. Taşınan toprak dere yataklarında ve baraj göllerinde birikerek barajların ekonomik ömrünü kısaltır, taşkın ve sel zararlarını artırır.

Rüzgâr Erozyonu

Kurak ve yarı kurak bölgelerde, gevşek ve kuru toprak yüzeylerinde görülür. ÇEM’in rüzgâr erozyonu broşürüne göre eğimi %6 ve altındaki düz alanlar, bitki örtüsü yetersiz yerler ve kum ile silt oranı yüksek kuru topraklar bu tür erozyona en açık alanlardır. Kuvvetli rüzgâr ince toprak parçacıklarını havalandırarak kum ve toz fırtınalarına yol açar; bu durum tarım arazisine olduğu kadar insan sağlığına, ulaşıma ve altyapıya da zarar verir.

Türkiye’de Erozyonun Boyutu

Türkiye’nin erozyon riskini artıran ilk etken topografyadır. ÇEM’in 2020 yayınında, ülke topraklarının %62,15’inin %12’den, %47,98’inin ise %20’den dik eğime sahip olduğu belirtilir. Aynı kaynağa göre arazinin %37,2’sinde etkili toprak derinliği yalnızca 0–20 cm’dir; bu sığ topraklar toprak işlemeye uygun değildir ve kaybedildiğinde altında yalnızca ana materyal kalır.

Su erozyonunun ülke genelindeki dağılımı, ÇEM tarafından geliştirilen Dinamik Erozyon Modeli ve İzleme Sistemi (DEMİS) ile hesaplanmaktadır. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 7 Ekim 2020 tarihli duyurusuna göre bu sistemle üretilen Türkiye Su Erozyonu Haritası 81 ili kapsayacak şekilde güncellenmiş, e-Devlet ve TUCBS-ATLAS üzerinden erişime açılmış ve valiliklerle belediyelere planlamada kullanılmak üzere gönderilmiştir. ÇEM’in DEMİS tanıtım belgesinde (haritanın 2018’de yayımlandığı ve 2021’de güncellendiği bilgisiyle) şu değerler yer alır:

  • Türkiye’de her yıl yaklaşık 642 milyon ton toprak su erozyonuyla kaybolmaktadır.
  • Yıllık ortalama toprak kaybı 8,24 ton/hektar düzeyindedir.
  • Arazinin %60,28’i çok hafif, %19,13’ü hafif, %7,93’ü orta, %5,97’si şiddetli ve %6,7’si çok şiddetli erozyon sınıfındadır. Yani ülke topraklarının beşte birinden fazlası orta ve daha şiddetli erozyona maruzdur.

Rüzgâr erozyonu daha sınırlı bir alanda görülse de yerel etkisi ağırdır. ÇEM’in 2018 yayınları arasında yer alan rüzgâr erozyonu broşürüne göre ülke genelinde rüzgâr erozyonu tehlikesinin etkilediği alan 465.913 hektardır ve bunun %69,22’si (322.474 hektar) Konya ili sınırları içindedir.

Erozyonu Hızlandıran Başlıca Nedenler

Yağış şiddeti, eğim ve toprak yapısı gibi doğal etkenleri değiştiremeyiz; ancak erozyonun hızını büyük ölçüde insan kaynaklı uygulamalar belirler. ÇEM’in yayınında ormanların tahribi, meraların tarlaya açılması, koruyucu önlem alınmadan yapılan tarım ve aşırı otlatma başlıca insan kaynaklı nedenler olarak sayılır. Tarla ölçeğinde öne çıkan hatalar şunlardır:

  • Eğim yönünde sürüm: Yamaç aşağı açılan her saban izi, yağış suyu için hazır bir kanal olur. Su hızlanır, toprağı oyar ve tarlanın alt kısmına ya da dereye taşır.
  • Anız yakma: Toprak yüzeyini koruyan bitki artığını yok eder, organik maddeyi ve toprak canlılarını azaltır, toprağın su tutma kapasitesini düşürür. Şırnak İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün 2019 tarihli bilgilendirme yayınında anız yakmanın özellikle kurak ve yarı kurak bölgelerde erozyonu artırdığı vurgulanır.
  • Aşırı ve zamansız otlatma: Mera bitkileri kendini yenileyemeden otlatıldığında yüzey çıplak kalır, hayvan ayakları toprağı sıkıştırır ve yüzey akışı artar.
  • Bitki örtüsünün kaldırılması: Orman ve mera alanlarının tarlaya açılması, eğimli yamaçların çıplak bırakılması ve hasattan sonra tarlanın uzun süre örtüsüz kalması toprağı yağmur damlasına ve rüzgâra karşı savunmasız bırakır.
  • Yanlış sulama: Eğimli arazide arazinin kaldırabileceğinden fazla su verilmesi ya da karıkların eğim yönünde açılması yüzey akışıyla toprak taşınmasına yol açar. Drenajı yetersiz alanlarda gereğinden fazla sulama ise taban suyunu yükseltip tuzlulaşmaya zemin hazırlar.

Tarım Arazisinde Erozyona Karşı Alınacak Önlemler

Erozyona karşı şeritler halinde ekilmiş tarlalar
Erozyonu azaltmak için şeritler halinde düzenlenmiş tarlalar
Fotoğraf: Konstantin zhdanov, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0

Erozyonla mücadelenin temel ilkesi basittir: toprağı mümkün olduğunca uzun süre örtülü tutmak ve suyun yamaçta hız kazanmasını engellemek. ÇEM’in yayınında tarım arazileri için koruyucu toprak işleme, ekim nöbeti ve eşyükselti eğrisine dayalı uygulamalar önerilir; eğimli tarlalara öncelik verilmesi gerektiği belirtilir.

Eşyükselti (Kontur) Sürümü ve Ekimi

Eğimli tarlada sürüm, ekim ve çapa gibi tüm işlemler eğime dik, yani eşyükselti eğrilerini izleyerek yapılmalıdır. Bakanlığa bağlı Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü’nün 2022 tarihli yayınında, eğime paralel sürümün yağış suyunun hızla yüzey akışına geçmesine ve erozyona yol açtığı, bu nedenle eğimli arazide sürümün eğime dik yapılması gerektiği belirtilir. Her sıra küçük bir set gibi davranarak suyu yavaşlatır ve toprağa sızmasını kolaylaştırır.

Şeritvari Ekim

Uzun yamaçlarda, eşyükselti boyunca sık örtü oluşturan bitkilerle (yonca, korunga, fiğ gibi) seyrek örtülü ürünlerin dönüşümlü şeritler hâlinde ekilmesidir. Sık örtülü şeritler, üstteki şeritten gelen suyu ve toprağı tutar. Rüzgâr erozyonu görülen düz alanlarda şeritler hâkim rüzgâr yönüne dik yerleştirilir.

Teraslama

Dik yamaçlarda eğimin basamaklar hâlinde kırılmasıdır. Teraslar yağış suyunu yerinde tutar ve yüzey akışını keser. Teras yapımı teknik destek gerektirir; var olan terasların ve setlerin bakımı ihmal edilmemelidir.

Örtü Bitkisi ve Malç

Ana ürünün bulunmadığı dönemde toprağı fiğ, korunga veya tahıl gibi örtü bitkileriyle kaplamak, hem yağmur damlasının darbesini keser hem de toprağa organik madde kazandırır. Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü, erozyona çok duyarlı arazilerde yoğun yağış dönemlerinde buğday, arpa veya fiğ gibi örtü bitkilerinin bulundurulmasını önerir. Bitki artıkları, saman ya da kompostla yapılan malçlama da aynı koruyucu işlevi görür ve buharlaşmayı azaltır.

Anızı Korumak: Anız Yakma Yasağı

Ekilebilir arazide anız yakmak 2872 sayılı Çevre Kanunu kapsamında yasaktır; yasağa uymayanlara ilgili kanunlar uyarınca cezai işlem uygulanır. Anız yakmak yerine anızın parçalanıp toprak yüzeyine serilmesi, toprağa karıştırılması ya da anızlı tarlaya doğrudan ekim yapılması önerilir. Yüzeyde kalan anız, hem su hem rüzgâr erozyonuna karşı en ucuz korumadır.

Koruyucu ve Azaltılmış Toprak İşleme

Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nün açıklamasına göre geleneksel kulaklı pulluk sürümünde ürün artıklarının yaklaşık %85’i toprağa gömülür ve yüzeyde %15’ten az artık kalır. Ekimden sonra yüzeyde en az %30 bitki artığı bırakan sistemler ise koruyucu toprak işleme olarak tanımlanır. Pulluk yerine çizel gibi toprağı devirmeden yırtan aletlerin kullanılması, alet ve geçiş sayısının azaltılması hem erozyonu azaltır hem de pulluk tabanı oluşumunu, yakıt ve zaman harcamasını düşürür. Toprak tavında işlenmelidir; çok ıslak ya da çok kuru toprağın işlenmesi yapıyı bozar.

Doğrudan Ekim

Doğrudan (işlemesiz) ekimde tohum, önceki ürünün anızı üzerine özel ekim makinesiyle, toprak işlenmeden bırakılır. Alata Enstitüsü’nün yayınında, rüzgâr ve şiddetli yağış erozyonu riski olan alanlarda yüzeyde fazla anız bırakan azaltılmış işleme ve doğrudan ekimin önerildiği belirtilir. Başarı; iklime, toprağın yapısına, makinenin performansına ve yabancı ot kontrolüne bağlıdır. Yabancı ot kontrolünde ekim nöbeti ve mekanik yöntemler öncelikli olmalıdır. Kimyasal mücadele gerektiğinde yalnızca ruhsatlı bitki koruma ürünleri kullanılmalı ve etiketteki doza uyulmalıdır. Reçeteyi yetkili bir ziraat mühendisi ya da İl veya İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü düzenlemelidir.

Rüzgâr Perdeleri

Rüzgâr erozyonu görülen düz ve açık arazilerde, hâkim rüzgâr yönüne dik olarak dikilen ağaç ve çalı sıraları rüzgârın hızını keser, toprağın savrulmasını azaltır. ÇEM’in yayınında rüzgâr erozyonunu azaltmak için ağaç ve çalılardan oluşan rüzgâr perdeleri ile taş setler önerilen önlemler arasındadır. Perdeler kurulduktan sonra korunmalı, kesilip sökülmemelidir.

Organik Madde: Toprağın Kalkanı

Organik madde, toprak parçacıklarını birbirine bağlayarak dayanıklı kümeler oluşturur. Kümeli toprak suyu daha hızlı emer, yüzey akışı azalır ve yağmur damlasının darbesine daha iyi direnir. Ayrıca toprağın su tutma kapasitesini, besin elementi deposunu ve mikrobiyal yaşamı artırır. Erozyon ise ilk önce bu organik maddece zengin üst katmanı götürdüğü için kısır bir döngü oluşur: organik madde azaldıkça toprak daha kolay aşınır, aşındıkça organik madde daha da azalır.

Türkiye bu açıdan zayıf bir başlangıç noktasına sahiptir. ÇEM’in 2020 yayınına göre ülke topraklarının yalnızca yaklaşık %14’ünde organik madde %2’nin üzerindedir; yaklaşık %64’ünde ise %1’in altındadır. Organik maddeyi artırmanın yolları erozyon önlemleriyle büyük ölçüde örtüşür:

  • Anızı yakmamak, parçalayıp toprağa kazandırmak.
  • Ekim nöbetine baklagil ve yem bitkilerini katmak; uygun dönemde yeşil gübreleme yapmak.
  • İyi yanmış çiftlik gübresi ve kompost kullanmak.
  • Toprak işleme sayısını ve derinliğini azaltmak; toprağı çıplak bırakmamak.

Toprak Tuzlulaşması ve Çoraklık

Halk arasında “çorak toprak” olarak bilinen tuzlu topraklar, suda çözünebilen tuzların kök bölgesinde aşırı birikmesiyle oluşur. Bakanlığa bağlı Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü’nün 2022 tarihli Tuzlu Toprakların Islahı yayınında, tuzlulaşmanın dünya genelinde toprak bozulması nedenleri arasında erozyondan sonra ikinci sırada geldiği belirtilir. Aynı yayına göre toprakta elektriksel iletkenlik (EC) değeri 4 dS/m’nin üzerine çıktığında birçok bitki olumsuz etkilenmeye başlar.

Başlıca nedenler kurak ve yarı kurak iklim, yüksek taban suyu, tuzlu sulama suyu kullanımı ve yanlış sulama yönetimidir. Taban suyu yüksek olduğunda su kılcal yolla yüzeye çıkar, buharlaşır ve tuzu toprak yüzeyinde bırakır. Bu yüzden drenajı yetersiz alanlarda “bol su, bol verim” anlayışıyla yapılan aşırı sulama, birkaç yıl içinde tarlayı verimsizleştirebilir.

Islahta ilk adım drenajın iyileştirilmesidir; ardından kök bölgesindeki fazla tuz, düşük tuzlu kaliteli suyla yıkanarak uzaklaştırılır. Tuzluluğa dayanıklı ürünler (arpa, pamuk, şeker pancarı, sorgum gibi) geçiş döneminde değerlendirilebilir. Islah, özellikle killi ve ağır bünyeli topraklarda zaman alıcı ve masraflıdır. Önlemek her zaman tedavi etmekten ucuzdur: sulama suyunu ve toprağı düzenli olarak analiz ettirmek, ihtiyaç kadar sulamak ve basınçlı sulama sistemlerini tercih etmek en etkili korunma yollarıdır.

5403 Sayılı Kanun ve Üreticinin Sorumlulukları

5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu, 19 Temmuz 2005 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun amacı, toprağın doğal veya yapay yollarla kaybının ve niteliklerini yitirmesinin önlenmesi ve planlı arazi kullanımının sağlanmasıdır. Üreticiyi doğrudan ilgilendiren başlıca noktalar şunlardır:

  • Toprağı koruma yükümlülüğü: Kanun, araziyi kullananları toprağın işlevlerinin engellenmemesi için gerekli tedbirleri almakla yükümlü tutar. Toprakların korunması ve doğal ya da yapay olaylarla meydana gelen toprak kayıplarının önlenmesi, arazi kullanım planları ve toprak koruma projeleri aracılığıyla sağlanır.
  • Erozyona duyarlı alanlar ve fiziki yapılar: Erozyona duyarlı alanlar belirlenip havza bazında korunur. Rüzgâr perdeleri, setler ve sel oyuntusu önleme yapıları gibi fiziki yapıların korunması arazi sahiplerine aittir. TKDK’nın tarım-çevre-iklim bilgi kitapçığında da teras gibi yapıların kanun gereği yok edilemeyeceği hatırlatılır.
  • Amaç dışı kullanım: Tarım arazileri izin alınmadan tarım dışı amaçla kullanılamaz. İzin talepleri İl Tarım ve Orman Müdürlükleri ile Toprak Koruma Kurulları tarafından değerlendirilir; plan ve projelere ya da toprak koruma projelerine uyulmaması ve izinsiz kullanım hâlinde kanundaki cezai hükümler uygulanır.

Kanun ve ilgili yönetmelikler zaman içinde değiştirilebildiği için, arazinizle ilgili bir işlem yapmadan önce güncel hükümleri İl veya İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünüzden öğrenmeniz yerinde olur.

Sık Sorulan Sorular

Tarlamın erozyona uğradığını nasıl anlarım?

Tarlanın üst kısımlarında toprak renginin açılması, taş ve çakılların yüzeye çıkması, yağıştan sonra küçük olukların oluşması, tarlanın alt ucunda ve yol kenarlarında ince toprak birikmesi ve yamaç üstlerinde verimin belirgin biçimde düşmesi erozyonun başlıca işaretleridir. Ülke genelindeki risk sınıfları için ÇEM’in e-Devlet üzerinden erişilebilen Türkiye Su Erozyonu Haritası’na da bakılabilir.

Doğrudan ekime geçince verim düşer mi?

Geçiş yıllarında yabancı ot baskısı, makine ayarı ve tohum yatağı koşulları nedeniyle sonuçlar değişkenlik gösterebilir. Başarı iklime, toprağın yapısına ve uygulamaya bağlıdır. Önce tarlanın bir bölümünde denemek ve bölgenizdeki araştırma enstitüsü ile İlçe Müdürlüğünün demonstrasyon sonuçlarından yararlanmak en sağlıklı yoldur.

Anız yakmanın cezası var mı?

Evet. Ekilebilir arazide anız yakmak 2872 sayılı Çevre Kanunu kapsamında yasaktır ve yasağa uymayanlar hakkında 2872 sayılı Çevre Kanunu, 5491 sayılı Kanun ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun ilgili hükümlerine göre cezai işlem yapılır. TKDK’nın tarım-çevre-iklim tedbiri gibi bazı destek programlarında da anızın yakılmaması uyulması gereken kurallar arasındadır. Güncel ceza tutarları ve il bazındaki kararlar için İl veya İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğüne başvurabilirsiniz.

İlgili Rehberler

Kaynaklar

Kapak fotoğrafı: Yüzey akışın açtığı oyuntu (hendek) erozyonu. Fotoğraf: Mark Marathon, Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0

Bu rehber genel bilgilendirme amaçlıdır. Bölgenize ve işletmenize özel öneriler için İl/İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünüze başvurunuz.

Güncel